Pazar, Kasım 15, 2009

delirmek ya da delirmemek… işte bütün mesele bu!

Dünyanın tüm vaktine sahip olmak ve düşünmek insanı cidden delirtebilir. Bu yüzden bence ortak akıl zihnin uyuşmasını ister…

Zihni uyuşturan aktivitelerse çok… En populeri TV izlemek! Eve gelir gelmez aptal kutusunu aç, bütün gece karşısında otur, ee ne oldu? TV’den uyuşan akıl deliremedi… Anne-baba olmak da benzer bir uğraş; yine içindeyken deliremezsin. Çünkü anne/baba olmak kahraman olmak gibidir ve kahramanlar asla ağlamaz veya delirmezler… Delirmek lüksdür zaten; tutkulu bir seks gibi lüks…


Zihni uyuşturan tüm bu aktivitelere %100 takılmak veya tamamen delirmek sorun değil. Bence gerçek sorun arada kalmak! Çünkü arada kalan ruh, çoraptan çıkan kaçak parmak gibi... Hem içinde, hem dışında olmak ister. Hem düzeni arzular, hem de ruhu muhaliftir. Ruhu defolu, defosu deliliktir… Çoğu arada kalan ruh şunu da iyi bilir; tümdende delirmeye cesareti yoktur… Hal böyle olunca canlarım, part time deliliktir arada kalanların gerçek mesleği. Yarı akıllı, yarı deli, yuvarlanıp gitmek bu hayatta…



MFÖ’den “bazen” dinliyorum ve elimde olmadan böyle sıkıcı şeyler düşünüyorum… siz yapmayın…


Bazen
Güneş doğar
Güneş batar
Ama insan uyumaz bazen
Düşünür
Geceler kısa
Çabuk geçer
Ama insan uyumaz bazen
Düşünür
Deniz masmavidir ne güzel
Ama insanlar görmez bazen
Şiirler şarkılar masallar
Ama insanlar duymaz bazen
Üzme kendini
Ümitsiz gibi
Sevenin var bak
Ne güzel

Çarşamba, Kasım 11, 2009

hobilerle evlenmek

Aynı hobiyle insan bir ömür boyu devam edebilir mi? Bakıyorum bazı arkadaşlarım çok tutarlı; örneğin birlikte başladık ama dalış onların halen hayatlarının bir parçası…Bense 5 yıldır dalmıyorum. Dalışın yeri ayrı olsa da artık yapasım yok… Onlara rastlayınca düşünmeden edemiyorum; bir hobi insana “ahhaa! hayatımın hobisini buldum, ölene kadar bunu yapacağım, çok mesudum..” felan dedirtebilir mi? Yani insan bir nevi hobisiyle de evlenebilir mi?

Yeni hobilerime yelken açalı çok oldu… Bu sefer en çokta çocukluğuma ait hobilere döndüğümü farkediyorum. Ne diyeyim bir ömür sürer inşallah ;) kehkeh

Nottiri hanzo: Madem çocukluğa döndük, ahanda Seyyal Taner’den Naciye sizeee! Ben küçükken hastasıydım bu şarkının, duyunca dayanamaz, kalkıp oynardım ::)

Salı, Kasım 10, 2009

dancing queen diş çıkartıyor…

Yau bunu yayınlamasam mı dediydim ama yok yani ölümsüzleşmesi gerek bu gecenin……

DISCO_FEVAAA_by_fuckitznikki Geçtiğimiz haftasonlarından biriydi; Mor ve Ötesi konserinde mutluluktan sarhoş olmuştuk… Konser bitince ağıldan tepişerek çıkan kuzular gibi Ghetto’dan dışarı dağıldık. Meee’liye meeee’liye taximin başına kadar yürüdük. Ordan Didemcanı aldığımız gibi kuzudan öküze dönüştük. Yol biraz üzerimize çöktü ya da bize öyle geldi. Öküz gibi soluduk yol boyu… Sonsuza kadar yürüdük. Nasıl olduysa sonunda vardık Roxy’e. İçeri girdikten sonra benim için kollektif yaşam bir anda bitiverdi. Sürüden ayrıldığım gibi müzikle birlikte öküzden dancing queen’e dönüştüm! (yeebaby!) Bir ara baktım Serdarcan’la Didemcan halen öküz gibi dans ediyorlardı ahahahaha :) (şaka lan şaka onlar da afillilerdi şşşş…)

Sonra işte Ebru geldi, onun arkadaşları geldi, Didem’in arkadaşları geldi ve onların da arkadaşları derken pistin sol tarafı tamamen bizim arkadaşlarımızla doldu… Biz bize eğlenirken işte sonraaa --- oOofff uzun lafın kısası; anacım o kadar çok eğlendik ki ben Serdar’ın dişini kırdım :))) oh, söyledim...
The End

Nottiringens:
ertesi gün koşarak diş doktoruna gitti tabi kuzu. Bir de ben üzülürüm diye düşünüp kimseciklere bahsetmemiş.. ay cınıııam... / Aynı saatlerde ben ise Didem i arayıp, kızıııııaaaam nasıl kırdım serdar ın dişini ama ahahhaa diye anırmayla gülme arasında kararsız sesler çıkartmakla meşguldum….

(heee anladım; siz nasıl kırıldığını da merak ettiniz… Anlatayım; işte efenim senin biran, yok o benim biram felan diye bira dalaşı yaparken oldu/muş, tamda hatırlamıyorum :)) ahahaha ama ön dişlerden biri işte böyle ucundan azcuk koptu.. :::)))kuhkuhkuuhh)

(hatta bir rivayete göre ben kırmadım o dişi, o kendi kırıldı…)

(en komiğide; serdarın şu teziydi: şimdi bu diş ucundan kırıldı ya, bu yüzden kalan kısmını da kesip boydan düzlemeleri gerekecekti. böylece serdarcan ın ön dişlerinin boyu bayaaaaa kısalmak zorundaydı… ve başka yolu yoktu! kesin böyle olacaktııııı!? :)) hehehehehe)

(tabiki esas tezimiz -bulabilseydik kopan parçayı- onu oraya yeniden yapıştırmaktı… ama güçlü bir yapıştırıcı gerekirdi. Çünkü birşeyler yerken o parça yine yerinden çıkıp yemeğe karışabilirdi ve yanlışlıkla yenmesi an meselesiydi…)

(ama sonuçta yani bizim tahminimize göre o kopan parçayı da birayla içmiştik ve barda yerlerde aramanın lüzumu yoktu…)

Pazartesi, Kasım 09, 2009

şovenist masturbasyonlarınız yetti ama aaa!

Peace_by_STUPIDxochi Yazmazsam çatlayacağım! Son günlerde çeşitli söylemlerle doğuluları, kürtleri, ermenileri vs. aşağılayan, barış ve kardeşlik türküleri yaymak yerine faşizm çığırtkanlığı yapan herkese acaaaaaaaaaayip kılım. Hatta meraktayım; az gelişmiş bu zihinlerin kutuplaşma merakı nereden geliyor? Buram buram ırkçılık kokan bu şovenist mastürbasyondan nasıl zewk alınabiliyor? Hangi yüzyılda yaşıyor bu insancıklar?

Geçtiğimiz yüzyılı Mehmed Uzun, “Nar Çiçekleri” isimli Çok Kültürlülük üzerine yazdığı denemesinde şöyle değerlendirmişti:

“Şu yüzyılın bize, insanlığa armağan ettiği şeylere bakın; iki dünya savaşı, sayılamayacak kadar çok -diğer halk, kültür ve gruplara karşı savaşların neden olduğu- açlık, kıtlık, sürgün, göç, pogrom, Auschwitz, Hiroşima, Nagazaki, Sibirya, Lubyinka, Halepçe ve daha neler neler… Sanki dünya, dünya değil bir ölüm tarlası, ölüm üreten, ölüm saçan bir makina…
***
Hala cayırdayarak yanan bu kanlı yüzyılın bitmesine beş yıl kaldı. 2000’li yıllar kapıda. Yüzlerce müsibete rağmen hiçbir ders çıkarılmamış gibi milliyetçilik, etnik temizleme, yabancı düşmanlığı ve ırkçılık sürüp gidiyor. Irak’ta kanlı bir diktatör tüm bir şehrin üstüne saldığı zehirli gazlarıyla 5000 Kürdü, tüm bir şehrin sankinlerini katlediyor. Almanya’da ırkçıların tutuşturduğu evlerde Türk aileleri diri diri yakılıyor. Yine ırkçılar dünyanın her yanında Musevi mezarlarını ve sinegoglarını yakıp yıkıyor, katledilmiş Musevilerin bir mezara bile sahip olmasına tahammül edilmiyor. İsveç’te ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde yabancı düşmanları camileri, göçmen derneklerini, lokallerini bombalıyor. Fransa ve İngiltere’de ırkçılar bir zamanlar Fransa ve İngiltere kolonileri olan Magrip ülkelerinden ve Hindistan, Pakistan, Uzak-Doğu’dan gelen göçmenleri toplumdan dışlamak için herşeyi yapıyor. Bosna’da Müslüman Boşnak köyleri tümden boşaltılıyor, sakinleri toplama kamplarına dolduruluyor, Avrupa’nın en önemli çokkültürlü merkezlerinden biri olan Saray Bosna durmadan bombalanıyor, ekmek kuyruğunda bekleyen halk bombalarla katlediliyor. Türkiye’de hiçbir kültürel hakka sahip olmayan Kürtlerin, isimleri çoktan türkçeleştirilmiş 2000 civarında köyü topyekun boşaltılıyor, ormanlar yakılıyor. Çok renkli bir mozaiğe sahip Lübnan’da dini ve etnik gruplar birbirine düşman hale getiriliyor. Doğu Avrupa, Baltık ülkeleri, Kafkaslar, Asya, Orta-Doğu, Afrika, Uzak-Doğu, Tibet, Çin, Latin Amerika, ABD… her yerde milliyetçilik, ırkçılık, yabancı düşmanlığının tutuşturulduğu alevler, gökleri saran dumanlar. Ve timsah gözyaşları. Rusya’nın Sırplar için, Türkiye’nin Boşnaklar için, İran’ın Azeriler için, Irak’ın Filistinliler için, Fransa ve İngiltere’nin çeşitli ülkelerdeki Hıristiyan azınlıklar için, daha başka ülkelerin de “biz” kategorisinde gördüğü başka gruplar için döktüğü timsah gözyaşları. Kapısının önü kir, pas ve tozdan geçilmeyen kötü ev sahibinin komşularının kiri ve pası için kopardığı kıyamet. Normal hale getirilmiş bir ikiyüzlülük, riyakarlık ve yalan. Kanla birlikte dalga dalga genişleyen ve herşeyi boğan yalan.”

Peki bu yüzyıldan umutlu muyuz..?

İşte benim umudumu en çok şu kırıyor; okumuyoruz ama ne çok konuşuyoruz… Eminim yukarıdaki bir paragrafcık yazıyı bile üşenip okumuyoruz. Bırakınız son 100 yılı, yakın geçmişimizi dahi bilmiyoruz ve bundan da utanmıyoruz. Bu yüzyılı da böylece heba ediyoruz. Hiçbir bilimselliğe, veriye dayanmayan, insanlığa sığmayan laflar edip, “diğer”imizin haysiyetiyle oynuyoruz.

Biz-Onlar çıkmazında kendi “biz” ine kafayı takmış ve onların “biz” ini tehdit sayan herkesin durup biraz düşünmesi gerekmiyor mu..?

Mehmed Uzun’un aynı eserinden bir alıntı daha yaparak konuyu kapatıyorum. Sorumun cevabına gelince; “insan”ın olduğu her yerde umut da yeşermez mi?

  • “İnsani, kültürel diyalog;
  • etnik, kimlik ve kültürel hakların sonuna kadar serbestliği, sonuna kadar kullanılması;
    bölünme, bölücülük değil, yerelliği koruyarak, farklılığı teşvik ederek, renklendirici işlevini görerek, harcı eşitlik ve özgürlük olan daha üst, daha güzel, daha renkli birlikler;
  • etnik aidiyetle değil, yasal ve demokratik vatandaşlık bağlarıyla oluşturulmuş bir eşitlik;
  • diller, kültürler, dinler ve gelenekler arasında, herbirinin farklı mantığını, üslubunu, tarzını koruyarak, edebiyat, sanat, müzik, kültürel ortaklık, tarihsel bağlarla kurulmuş sağlam köprüler;
  • başkalarının da onurunu, haysiyetini, geleceğini, dilini, kültürünü hesap ederek, onların bir tehdit unusuru değil zenginleştirici bir canlı varlık olduğunu bilerek, insanlığın ve doğanın o müthiş uyumuna saygı göstererek kendi “bizimizi” düşünmek.

Yani sadece insan olmak, başka hiçbir şey değil.”

Perşembe, Kasım 05, 2009

hayal-perest

retro_by_Alraunie Ortaokuldayken odama çekilip saatlerce müzik dinlerdim. Boş geçen bir zaman değildi bu benim için. Aksine herşeyimdi. Müziğime kavuştuğumda dünyanın da hakimiydim. Yatağıma uzanır, saatlerce hayal kurardım. Tavana bakardım, duvarlardaki posterlere bakardım. Bazen de gözlerimi kapatırdım; böylece hem müziği, hem hayallerimi daha iyi duyardım.

Dedim ya hayallerim vardı benim ve açıklanamaz bir enerjim. Coşkuluydum. Henüz yolun başındaydım. Yaşam, bütün cazibesiyle önümde serilmiş yatıyordu ve ben gidip ona sahip olacaktım. O bana değil! Yaşamak denilen işle gerçekten ilgiliydim. Tutkulu ve cesaretliydim. Daha 18 olacaktım. Daha neler, neler olacaktım. Gözlerimi kapatmam yeterdi…

32 yaşımda ise yaşam, artık bana sunulan bir gizem değilde, maskesi düşmüş bir şarlatan, fazla hızlı çözdüğüm bir matematik sorusu gibi... Geçebileceğim bir sonraki soru yok sanki. Hayatta fazla ileri gitmişim gibi. Öyle ki gözlerimi kapatmama rağmen hayal kuramayacak kadar ileri gitmişim…

dream on dinleyin biraz iyi gelir…

Related Posts with Thumbnails

en çok okunan top10 şaheser