fa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ocak 10, 2011

gözümden kaçan şişmanlığım (fa)

botero’nun kadınları gibi şiştikçe şiştim… ya da bana öyle geliyor sevgili okur.

yalana bak… bana ne öyle gelecek, tartı var yahu… bir de akıl var, mantık var.

tartıldım (şimdi siz kendiniz inanmazsınız, allah sizi inandırsın), gözlerim yuvalarından fırladı. yo yo resmen fırladı ve tartının iki yanına pıt dedi düştü… hatta soldaki bele hızını alamadığı gibi çamaşır makinasının altına yuvarlandı… neyse taktım birini. ötekini alayım diye eğildim ki ne göreyim. uzun zamandır aradığım yeşil göz kalemim! o an içimi tarifsiz bir sevinç kapladı. hemen alıp, tozunu sildim, ışığa götürüp tek gözümle iyice inceledim. resmen oydu… çok sevindim. hatta sevinçten biraz daha şiştiğimi dahi hissettim. ya da bana öyle gelmişti. neyse… diğer gözümü almak için tekrar eğildim. ama… o da ne? 
gözüm!
gözüm orada değildi…

image

* Resmin orjinalinde korsan bağı yok tabiki…Botero’nun affına sığınanzi…

Pazar, Mart 21, 2010

pijamadaki pırtığı ilk gördüğün an

Yapılan araştırmalara göre eşofman altları 3’e ayrılmaktadır:

  1. Misafir varken giyilen JANJAN
  2. Eskidikçe kalbine giren YAYILGARİ
  3. Hiç giymediğin YERKAPLAR

Evde misafirin varsa ve rahatlığından ödün vermek de istemiyorsan JANJAN en iyi çözümdür. Bunlar, henüz diz yeri oluşmamış, rengi de ilk günkü gibi olan eşofman altlarıdır. Üzerine giyeceğin nefis bir t-shrirt’le feci tarz olma ihtimalin bile vardır…

YAYILGARİ ise en sevilen eşofman altıdır. Yorgun günün sonunda düşlenendir; onunla TV karşısında geçirilen saatlerin yerini hiçbirşey tutmaz. Giyilmekten oluşan diz yerlerinin yıkama sonrası bile geçmediği gözlemlenir. İşgüzar ruhların ütüleyerek bu diz yerlerini ilk 7 dakika gizleyebildiği yine bize ulaşan bilgiler arasındadır. Araştırmalar, her 100 YAYILGARİ’nin, 100’ünün de solduğunu, dikişlerinin esnediğini göstermiştir. Bazılarında pırtık oluşmuna dahi rastlanır.

YERKAPLAR ise karabatak gibidir. Bir giyersin, sonra haftalarca kaybolur ortalıktan. Bunlar çalışıyor gibi gözüken ama anca oturan, işlevsiz çalışanlar gidibir. Giyemediğin gibi dolapta da boşu boşuna yer kaplar…

 

Başlığın farkındayım ne alaka demeyin geliyorum ;)

Bir keresinde “kardeşimin kankası benim de kankamdır” mantığından harekete canımın içi YAYILGARİ’me bakıp bakıp, kendime de mani olamayıp, giydiğim gibi çıktım karşılarına. Sonra otururken lan bir baktım, ne göreyim; meğer pırtığı varmış! Beni aldı bir telaş, ya ona birşey olursa, ya onu kaybedersem vs vs… Çıkarttığım gibi hemen doktora götürdüm. Muayeneden sonra doktor (annem) geldi ve “korkulacak birşey yok; müdahele ettik, şimdi eskisinden de sağlam!” dedi. Off anam babam o an içimi bir sevinç kapladı ki anlatamam! Sanki ona yeniden kavuşmuştum…

Salı, Mart 09, 2010

oscar canavarı

Hayır benim anlamadığım, mantıken benim orada ne işim var?

Yok ama ne zaman bu tarz birşey izlesem, egomun ve hayalgücümün ısrarı üzerine kendimi orada bulurum. “…and the winner is”  (sanırım en iyi senaryo veya yönetmen)  diye zarf açılır ve benim ismim anons edilir! Ödülümü almak için gözlerimden taşan gülümsememle sahneye doğru yürürüm… Allahım ne kadar da güzelimdir. Konuşmam da bir o kadar dokunaklı ve samimi olur. Önceden hazırlamış olmama rağmen, doğaçlama yapıyormuş havası veririm. Öyle ki izleyenler “vay anasını doğaçlama nasılda böyle güzel konuşabildi, ben olsam sıçardım..” der. Kameraman, ağlayan birilerini çeker… Bense öz konuşup, dünya barışı için de anlamlı birşeyler söyleyip, uzatmadan heykelciğimle sahnenin diğer tarafından çıkarım… Tören bitiminde, dışarda beni basın karşılar; o anda ne kadar zeki, zarif ve alçak gönüllü olduğumu heralde söylememe lüzum yoktur……….

Salı, Mayıs 19, 2009

show must go on...(fa)

sevgili okur, fantazi anlatım(fa) diye birşey icat ettim!

Orjinal hikaye nasilsa var, tıklayın, okuyun... eheh buyrun buda (fa) versiyonu:

Kısalığı, sıskalığı ve keskin ossuruğu ile yaşıtlarından hemen ayrılan Ezgi, ilkokul ikiye gitmektedir ve kendisi tam bir halay delisidir. "Tek başına olmaz!" uyarılarına kulak asmayıp tenefüslerde tek başına deliler gibi halay çekmekte, tey tey teeeyy diye eğlenmektedir.

Onun bu halay sevgisi önceleri garipsense de, sonradan dalga dalga bütün okula ve mahalleye yayılmıştır... Mahalledeki tüm cocuklar ip atlamayı, yakar top oynamayı ve futbolu bırakmış, kendilerini halaya vermiştir. Mahallenin kadınları altın günlerinde buluşup halay çekmekte, mahallenin gençleri ise karşı mahalledeki gençlerle sırasıyla halay çekerek atışmaktadır..

İşte bu atmosfer, halay yarışmalarını da vazgeçilmez yapmıştır. İlköğretim okulları arasında düzenlenen yarışmaya Ezgican ve okuldaki en yetenekli çocuklar seçilmiştir. Rocky gibi günlerce, aylarca hatta yıllarca bu yarışmaya hazırlanan ekip sonunda gösteriye hazırdır.

Ancak o kadar uzun süre hazırlanmışlardır ki farketmeden ilkokulu ve hatta ortaokulu bitirmişlerdir. Bu yüzdende yarışmaya katılamamışlardır.

-son-

buna da orjinal hikayedekinden farklı bir son yaptım...
;) fa'da herşey mümkünss...
Related Posts with Thumbnails

en çok okunan top10 şaheser