komik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
komik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mart 18, 2010

intihar eden etek

Winter_by_QUEENofSPIDERS

Bjork’un küçüklüğü sanki… çok tatlı afacanmış ama!

 

Not:
Ya bu arada aşağıdaki teyzeler sanki domdom’un arkadaşları…
Yani domdom, bir macerasında kesin bu ikiz ablalara rastlayacak… ahanda buraya yazıyorum.

Grannys_by_sami6877

 

Notun notu:
Ya bu arada böyle bir model giydirilmekle ilgili 80’lere dair, feci komik bir anım geldi aklıma.

Yırtık kot felan giymenin, ayıp mı - moda mı olduğuna henüz karar verilemeyen ve giymesi cesaret isteyen o dönemlerde,  ben asiyim ya güya, kotu bi güzel kestim, ooow nefsss yırtık felan giyip takılıyorum… (bu arada kalp şeklinde kesmişim leşş… çaktırma) sonra işte adidas yarım bot beyaz spor ayakkabılarım war, onları giyiyorum, bağcıklarını kapatmadan felan… yani böyle bir kız çocuğu düşünün…

sonra annem bayramda tutturdu kuzenlerle ben bir model etek kazak giyecekmişiz… anam babam ben kendimi attım yerlere tabi, rezil birşey yani. neyse ankara’dayız, yapacak birşey yok, mal gibi giyindik, boy boy kuzen, kız çocuğu… çıktık, wimpy’e gidip milk shake içecez (en büyük eğlencemiz o dönem) bir de ben her sene hep aynı çocuğa aşığım, platonik felam, içip içip bu tarz şeylerden konuşuyoruz, bir de blue jean dergisinden felan konuşuyoruz… neyse. Şimcik hüplettik milk shake’leri atladık otobüse, eve dönenzi. Olm bi teyze yaklaştı bize, çocuklar dedi, yerdeki birşeyi göstererek, bu sizin mi dedi… biz mal gibi yerdeki beze baktık, bu ne ki.. sonra ben bu bezin bizim eteklerden biri olduğunun ayrımına wardım. bombaya bak! olm meğer kuzenlerden birinin eteği düşmüş!!! :::::))))  koptuk tabi kişniyoruz. olur iş değil. etek düşmüş!?! ben zaten tiksiniyordum kostümden! cindy lauper, madonna ya özenirken bu yün etek-kazak ikileminde harbi sinirlerim bozuk!… neyse öyle işte… meğer bir süre böyle eteksiz dikilmiş bizimle afacan… :))) allahtan üzerimizde montlar felan vardıda kıçımızı kapatıyordu… 
  
no ! no !

Pazartesi, Ocak 25, 2010

huysuz kraliçe

Allahım insan bazen nasılda huysuz oluyor!

Bazen işte bizimkileri ne kadar özlemiş olursam olayım bir türlü telefonda istediğim gibi konuşamıyorum. Babamın deyişiyle dilim lal oluyor…

CIMG0745-Huysuz bir kraliçe gibi endam ediyorum ve amacım biran önce o telefonu kapatmak oluyor. Telefonu kapattığım anda sanmayın rahatlıyorum, aksine içimi daha beter bir boşluk ve üzüntü kaplıyor…

Halbuki ne çok özledim babamı… Hele bir gelsin, bir güzel çay demleyeceğim. İki dil bir bavul’u izleyeceğiz. Kıtlama şekerini de ayarladım mıydı, tamamdır…

 

Offf!!! bir anı geldi aklıma feci komik;

Şimdi biz kardeşimle küçükken -diyemeyeceğim zira ben üniversite, o lisede; eşşek kadarız-  bir şaka yaptık. Artık şaka neydi ya da konu neydi hatırlamıyorum ama babam çok kızdı. Tamda haber saati; kızgın kızgın gitti, aldı eline kumandasını, berjarına geçti, haberleri izleyecek…

Bizde şu moddayız; hani cıvıklığını zor dizginlediğin anlar vardır… böyle zewzekçe birşeye, kardeşinle sonsuza dek güldüğün o an... cıvıdıkça cıvırsın, yüz kasların, beyin kasların, kolun, bacağın gevşer. Diyebilirim ki zevzekliğinin doruğundasındır!

Neyse işte bu kepaze moddan kendimizi bir şekilde toparladık ve babamın gönlünü almaya karar verdik.

Babam pür dikkat kesilmiş haberleri izliyor. Biz yaklaştık, amacımız yanaklarından öpüp, özür dilemek. Tabi babam öyle kızgın ki… lütfen çocuklar ya, çekilin modunda, defansta… Baktı ki bizim gideceğimiz yok, belkide haberleri kaçırmamak için razı oldu.

Bu arada abi,  babam yeni gözlük almış; bu hafif çerçevelerden. Daha yeni, hafif çerçeve olayı da yeni, camı özel vs…

Şimdi burayı ağır çekim anlatacağım; ben soldan, kardeşceyizim sağdan, öpmek için bir güzel yanaştık. Babamın yanağına vardık, zaten bal damladığından “mujjk” diye öptük, ve tamda bu esnada kırt diye bir ses duyduk!!! biz yanaktan uzaklaşırken, burnun üstünde bir hareketlenme gördük…

Ağır çekim kapa-normal mod:  Olm o neee!?!? babamın yeni gözlüğü ortadan ikiye ayrılmasın mııııııııııı!!!!! :::::)) Hiiihhh feciiii komik! hayır bir de özür dilemeye gelmişiz!!! :)) aynı anda öpünce, yanaklarımızın arasına sıkışan, teknolojinin son harikası gözlük, resmen ortadan ikiye ayrıldııı…! abi biz tabi uzay mekiğinden fırlatılmış gibi bir anda yine o civelek modumuza geri döndük! geberiyoruz gülmekten… bir yandan özür diliyoruz, bir yandan yanaklarımızla sıkıştırıp gözlük kırmışız! fecii komik… feciiiiiiiiii…… ah canım babam, kurban olam……..

Seyyal Taner’in bir şarkısıyla size veda edeyim zira laf çok uzadı… Hem bu şarkının sözleri babama aittir: Şiirimin Dili

Perşembe, Aralık 03, 2009

taharet musluğu

TOILET_by_Dian3 Taharet musluğuna istek üzerine değinmek isterim dostlarım. Ne de olsa rönesansı ve nice reformu göğüslemiş avrupa devletlerinin, bizden görmelerine rağmen, halen kendi ülkelerine götürmediği bir buluştur taharet musluğu… Bu durum bizi hem üzmekte, hem de kıllandırmaktadır. Çünkü kebaptır, dönerdir alıp başını dünyaya yayılırken taharet musluğu henüz hak ettiği yere gelememiştir!

Aynı suyu eline, yüzüne götürmek için musluk yapan avrupai zihniyet, nedense aynı ihtimamı götüne göstermemektedir. Bunun sonucunda her dakka duş alarak temizlenme yoluna gitmekte, belkide suyu boşuna heder etmektedir!? ::))

Taharet musluğunun bana sorarsanız en önemli KPI’ı / performans göstergesi “açı”sıdır. Açısı iyi ayarlanmış bir taharet musluğundan daha güzeli şamda kayısıdır.

Bazı ayıların taharet musluğuna sıçtığı da tarafımıza ulaşan üzücü bilgiler arasındadır. Ancak her meslek grubunda mesleğini kötü icra edenler olmaktadır. Bu tüm Türk Milletinin taharet musluğuna sıçtığı anlamına gelmez. Gerek hijyeni, gerekse açısı bakımından hakkını vererek mesleğini icra eden nice vatandaşımıza büyük haksızlıktır bu tip iftiralar.

Böylesine boktan konulara girmek istemezdim… Ancak gençkene -hayallere dalacak kadar gençkene- “Zort” diye bir mizah dergisi çıkarttığımı hayal etmiştim… Büyük puntolarla “Zort” yazacaktı… tam altında da şöyle diyecekti: “Götünüzün Hür Sesi!”. Yani diyeceğim odur ki bu tip konuları konuşmak, tartışmak gerekmektedir. Taharet musluğu bir tabu değildir!

P.S.
Ayrıca bir gün olurda zort diye bir dergi çıkartırsam, bu yazı dergimde hakettiği yere kavuşacak, bilimsel makaleymişçesine saygı uyandıracaktır… :)) ehum ehum

Çarşamba, Eylül 16, 2009

ossuruklu errör

According to Jim izliyordum geçen gün ve tema ossuruk. Ben tabi böyle güldürüklere bayılan biri olarak allaah! dedim ve kuruldum koltuğa. Tabi izlerken ister istemez zihnimdeki veritabanına indim, “ossuruk” keyword lu bir query çalıştırdım :) anılar patır patır dökülüyor…

İlk bilgisayarımı hatırladım. Her toplama gibi devamlı ama devAmlı mavi ekran hatası alırdık… Kimbilir ne vahşi çakışmalar olurdu içinde. En son kardeşimle ses kaydetme işine sardırmıştık. Şarkılar söyleyip, sonrada aaa ne acayip sesimiz varmış diye şaşırıyorduk… İşte bu seansların birinde lan dedik ossuruğumuzu kaydedelim, dinler dinler güleriz! (zeka yaşımız 3 felan…)

Tabi ilk sorun şu oldu; bu ossuruk işi, geğirik gibi değilki anasını satıyım, öyle kola içip bismillah demeye benzemiyor… namussuzun ne zaman geleceği belli değil (en azından biz henüz o kadar ustalaşmamışız)… Neyse bu kayıt işinin detayına girmicem, sizlerin hayalgücüne bırakıyorum.. ama sonunda tamamladık ve dinle-dinle-gül seanslarını bitirdik. Konu gitti bitti…

Günler sonra ben windows’un default sesleriyle oynarken bunları değiştirebileceğimi keşfettim. Ve bazı hata seslerine bu ossuruğu yerleştirdim haha:) Sistem hata verince zooort diye ötüyor, inanılmaz komik :)) neyse bu 2.tur eğlenmeler de bitti. Konu harbi kapandı…

çoook günler sonra bu mavi ekranların sayısı daha da artınca eve bilgisayarcı bir abi geldi. Neredeyse hiç mouse kullanmadan hıphızlı kullanıyor, anlamadığımız birşeyler yapıyordu… Ve derken hiç ummadığımız bir anda bir hata yaptı. Hazin bir hataaa… Ve tabiki bilgisayar kaçırır mı, anında zoooooOOOooort diye hata verdi! :))))) unutmuşuz lan hay sıç!… ben tabi kıpkırmızı oldum, yazık adam da gülümsedi ama yüzgöz de olmak istemedi sanırım bizimle. neyse herkes hiçbirşey olmamış gibi yaptı… ama adam hata üstüne hata yapmaya başladı, çatlıcaz gülmekten… sonuçta zoorrt zooooort deye bilgisayar tamir oldu, feci komikti! (ben bir ara bi tanede ben mi attırsam dediysemde belli olur diye güvenemedim, yoksa düşünsenize bu playback zortların arasına bi tanede akustik boyle canlı bi performans kattığımı ahahahahaha)

Cuma, Mayıs 22, 2009

bıdık şair s1

5 yaşında okuma-yazmayı öğrenince, bizimkiler ewde sıkılmayayım diye beni anaokuluna vermişler… Ben böyle erken yol alınca, millet okuma yazma öğrenirken ben o kısımları artık banal bulup, şiir yazmaya girişmişim?!... 7 yaşındayken yazdığım bir sürü şiirim var... Kendi el yazmalarım şeklinde halen saklıyoruz...

Tabi her çocuğun kahramanı kendi anne-babası! ve ben de kendi kahramanım babam gibi şiir yazmaya özenmişim... Hatta babamın kendi şiir kitaplarında "Civano" soyismini kullanmasını memnuniyetle kendime uyarlamış ve "Esvan Civano" olarak o yıllarda nice şiirlere imza atmışım...

Geçenlerde yeniden okudum... ilk dikkatimi çeken benim kuzu sevgim... devamlı içinde kuzuların olduğu şiirler yazmışım :) buyrun birkaç örnek;

İlkbahar
Herşey ilbakarda güzel
Kuzuların ötmesi, kuşarın cıvıldaması.
Kuzular me, me, kuşlar cik, cik.
Hepsi birden.

Çok güzeldi dün.
Çünkü çiçekler fışkırmıştı.
Kuzular, kuşlar şarkı söyleyişi,
Kelebekler de çiçeteler.
ESVAN CİVANO
1984

herhalde çiçekteler demek istemişim... veya şöyle birşey var;

Kuzum
Çayırda dört ayak biri,
Geziyor otlaya otlaya.
Boynuzu, pisliği yararlı,
İçinizde bu hayvanın adını bilen var mı?

Ali inek dedi,
Ayşe keçi dedi.
Bunu hiç kimse bilemedi,
Bilemicek ne var canım kuzu, kuzu
Esvan Civano
1984

ama hep böyle börtü böcek, kuzu felan değil şiirlerimin konusu...

mesela siyah beyaz televizyondan renkli televizyonlara geçiş ne acayip bir dönemdi, yaşayanlar hatırlayacaktır.. hal böyle olunca bir şiir de yeni satın almış olduğumuz renkli televizyona yazmışım..... ahaha:)

Televizyon
Beko_Hıtachı, Soni,
Televizyon markası.
Daha var ama,
Hepsini aklımda tutamamki

Biz soni aldık.
Bir çok para verdik.
Bir hoş abla çıktı şarkı söyledi,
Bence soni aldığımıza deydi
Esvan Civano
1984

Kimdi o abla..? bilemiyorum...

Her şiir öncesi ön görüşmeler yapardım... Örneğin yukarıdaki şiirle ilgili olarak anneme gidip, bildiği tüm televizyon markalarını saydırdığımı hatırlıyorum...

Allah rahmet eğlesin, nenemin yeri benim için çok ayrıydı, çok severdim onu... Annem çalıştığından gündüzleri bana ve kardeşime o bakardı. Bizde emeği çoktur. Ben O'na da bir şiir yazmak isteyince soluğu nenemde aldım... nasıl bayıyorum onu sorularımla belli değil... Bir de hiç unutmuyorum kaç yaşında olduğuna bir türlü karar verememişti?! çook garip bulmuştum bu durumu, çoook.... buyrun şiirim:

Ninecim
Bizi büyüten sen,
Bizi yediren sen.
Bizi uyutan sen,
Canım ninecim.

74 yaşında ninem,
Genç diyemem.
Tahtalıda doğmuş,
Ocak ayının başında.
Esvan Civano
1984

Yerinde saptamalarım vardı evet bununla gurur duyabilirdim... Ama daha az gurur duyabileceğim başka şeyler de vardı... Mesela bir tarzı bir kez benimsedim mi uzun süre hep o tarzda eserler veriyordum :)) Misal babama yazdığım şiiri inceleyelim;

Babacığım
Kalbimde sen,
Aklımda sen,
Düşümde sen,
Sensin babacığım.

Evi besleyen sen
Bizi besleyen sen
Canımsın sen
Sensin babacığım
Esvan Civano
1984

eheh şimdi de anneme yazdığım özgün eseri inceleyelim:

Anneciğim
Kalbimde annem,
Yüreğimde annem,
Düşümde annem,
Benim melek annem.

Annemin annesi melek,
Babamın annesi melek.
Babamda melek,
Toptan ailemiz melek.
Esvan Civano
1984

Yukarıdaki şiirin sonunu yazarken neler düşündüğümü de çok net hatırlıyorum. Şimdi anneme melek diyince, anneannem için de melek diyebileceğim gelmişti aklıma! ve sonra e hak geçmesin diyip babaanneme de melek demeye karar vermiştim... sonra ulan dedim esas babam melek ya bunlar ne ki!? .... sonra baktım işin sonu gelmeyecek, ve o muhteşem finali yazdım; toptan ailemiz melek...

Kardeşime yazdığım eserse, karışık duygulara rağmen onu ne çok sevdiğimi anlatmaktadır kanımca...

Devrancığım
Yaramızlıkta birinci,
Ama zekası üstün.
Şeytan gibi,
Ama çok severim.

Devran ağabeydir.
Mart ayında doğdu.
İki buçuk yaşında.
Bizim ailede Devran'ın değeri çok yaa.
Esvan Civano
1984

Bu şiirde de "ağabeydir" kısmı için nenemle kavga etmiştik.. nenem tutturdu o senin ağabeyin diye.. Ben diyorumki o benim kardeşim! (5 yaş var aramızda) yok anam nenem tutturdu olsun küçükte olsa o erkek, o senin ağabeyin.. öfleye pöfleye bir anlam veremesemde işte nenemi kırmamak için öyle yazmıştım...


Çok şiirim var anlayacağınız...

Finali en favori şizofren şiirimle kapatmak istiyorum...
fazla söze lüzum yok.


Biziz
Biziz, bizin,
Kime deriz.
Biz bir,
Laleyiz.
Esvan Civano
1984

Salı, Mayıs 19, 2009

show must go on...(fa)

sevgili okur, fantazi anlatım(fa) diye birşey icat ettim!

Orjinal hikaye nasilsa var, tıklayın, okuyun... eheh buyrun buda (fa) versiyonu:

Kısalığı, sıskalığı ve keskin ossuruğu ile yaşıtlarından hemen ayrılan Ezgi, ilkokul ikiye gitmektedir ve kendisi tam bir halay delisidir. "Tek başına olmaz!" uyarılarına kulak asmayıp tenefüslerde tek başına deliler gibi halay çekmekte, tey tey teeeyy diye eğlenmektedir.

Onun bu halay sevgisi önceleri garipsense de, sonradan dalga dalga bütün okula ve mahalleye yayılmıştır... Mahalledeki tüm cocuklar ip atlamayı, yakar top oynamayı ve futbolu bırakmış, kendilerini halaya vermiştir. Mahallenin kadınları altın günlerinde buluşup halay çekmekte, mahallenin gençleri ise karşı mahalledeki gençlerle sırasıyla halay çekerek atışmaktadır..

İşte bu atmosfer, halay yarışmalarını da vazgeçilmez yapmıştır. İlköğretim okulları arasında düzenlenen yarışmaya Ezgican ve okuldaki en yetenekli çocuklar seçilmiştir. Rocky gibi günlerce, aylarca hatta yıllarca bu yarışmaya hazırlanan ekip sonunda gösteriye hazırdır.

Ancak o kadar uzun süre hazırlanmışlardır ki farketmeden ilkokulu ve hatta ortaokulu bitirmişlerdir. Bu yüzdende yarışmaya katılamamışlardır.

-son-

buna da orjinal hikayedekinden farklı bir son yaptım...
;) fa'da herşey mümkünss...

show must go on...

Benim kankanın bir arkadaşı, 80'lerde icat edilen "show must go on" önermesine zannımca en anlamlı desteği vermiştir. Kendisinin bilgisi dahilinde anlatmadığımdan temayı bozmadan hikayeleştirip, olaya biraz hayalet süsü vereceğim...

Cılızlığı ve kısalığı ile hemen yaşıtlarından sıyrılan ama dev sempatik bu kızımız henüz ilkokuldadır ve o zamanların en populer aktivitesi olan folklöre, o da diğer arkadaşları gibi kaydolmuştur...

Haftalar süren çalışmalar sonucunda ekip gösteriye hazır duruma gelir. Bu dersler esnasında elbette çok önemli bir şey daha öğrenilmiştir, o da şudur; olurda halay çekerken, eşarbını, efendime söyliyim işte fesini felan düşürürsen, kattiyen durmayacaksın, gösteriye devam edeceksin...

"show must go on" felsefesini çok iyi sindiren ekip artık gösteriye resmen hazırdır!

Gösteri günü gelir çatar ve sahneden bizimkileri çağıran anons duyulur... Başlar davul zurna, bizim ekipte başlar teppidi teppidi halayını çekmeye... Tabi veliler nasıl mutlu, nasıl mağrur duruyorlar belli değil, gururdan patlayabilirler.

efendim işte şov devam ederken ederken, havada bir gerginlik sezilir, böyle veliler arasında bir kıpraşmalar, bir haller felan... Tabi bizim hobbitler bu durumdan habersiz (malum parlak sahne ışıkları) halaylarını çekmeye devam etmektelerdir... teppidi teppidi, tey tey teeey!

Derken çizgi halinde çekilen halay, sonraki figür gereği içe doğru daire olacaktır. ancak halay başının daireyi yapmasıyla puhaaahaaa diye gülme krizine tutulması bir olur! tam bir fiyasko!? Tabi bu gülme durumu tüm halaya dalga dalga yayılır... halay dağılır... hepsi kikirdemektedir. Zurnacı amca da gülmeye başlayınca pek komik bir ses çıkar ve müzik durur. Bu esnada iyi kalpli bir öğretmen can havliyle kendisini sahneye atar ve bizim kızın düşen(!) şalvarını tekrar beline çeker.

Ahh sormayın sevgili okur, işte minnacık çocuk, nasıl benimsemişse felsefeyi, düşen şalvara inat halaya devam etmiştir! Altından çıkan kırmızı külotlu çoraba mı, adım atmasını zorlaştıran o düşen şalvara mı yoksa show must go on felsefesinden nasibini almayan ciwelek ekip arkadaşlarına mı isyan edelim, hiiiç bilemiyorum...

Çarşamba, Nisan 15, 2009

Neşeli tatil deparları

Son günlerde çok net rüyalar görüyorum; yani net derken misal tatile gitmek istiyorum, eheh rüyamda tatildeyim! Öyle şifreliymiş, bilinçaltımdan süzülecekmiş, yok öyle, bodoslama netlik... Tatile gidemiyorum bari eskilerden bir kuble yazayım dedim...

Hani her koyda yüzülür, sonra ıslak mayo arabayı ıslatmasın diye havlu serilerek oturulur ya; işte sene 2004, bodrumdayız ve tamda bu moddayız! gezerken gezerken kendimizi bir anda sikifarjantik bir plajda bulduk ve herşey böylece başladı! :)

Sikifarjantik ne ola ki diyenler için açıklama paragrafı: vallai ben de tam olarak bilmiyorum kahkah:) böyle sosyetikliğin kol gezdiği, kasım kasım kasınılan mekanlar için kullanırdık biz bu kelimeyi...

Şimcik dediğim gibi mekan sikifarjantik ama allahtan fazla kalabalık değil... Bizimde ilk andaki süzüm süzüm süzülen suşi tavırlarımız öğlene doğru kendini köfte ekmeğe bıraktı. şöyle ki; önceleri kibar kibar yüzerken ilerleyen saatlerde tepişmeye, iskeleden koşup koşup atlamaya başladık :) çok geçmeden o nazik çivilemelerde kendini bombalara bıraktı..?! anam siz deyin 5 metre ben diyim 10 metre, yemin ediyorum iskelede danalar gibi koşturmaya başladık, kimse umrumuzda değil... ve en son bu koşu menzili o kadar uzadıki şimdi bile düşününce tüylerim ürperiyor! :)

bu bizim serdar iskelenin teeee en başına kadar yürüdü (50 metre vardır mesafe hiç abartmıyorum) ve bize bağırarak "bakın bakın! bana bakın!" dedi.. biz nolüyü lam diye döndükki ne göreliiim; serdar bir anda depara başladı! nasıl koşuyor... hayır birkaç metre koşmak tamamdı ama ya bütün iskeleyi koşmak!? çaresiz izlemeye koyulduk... şimdi bu serdar koşuyor, hiç unutmuyorum göbeği ayrı koşuyor, yer gök iskele nasil sallanıyor, sikifarjantik mekandaki herkes dondu kaldı... bir ara gökyüzü bile karardı, bulutlar felan noluyö abi diye yukarda toplandı, herkes serdarı izliyor... o ise nasil mutluuu, yüzünü görmelisiniz, civelek civelek bize doğru koşuyor... derken hızla önümüzden geçip, iskelenin sonuna bir vardı, vardığı gibide uzun atlamadaki atletler gibi insanüstü bir mesafeyi uçarak çoof dedi denize atladı... :)

Bu çılgın koşu ortamdaki bütün dengeleri sarstı diyebilirim... ve resmen gün ikiye bölündü; serdarın koşusundan önce/sonra...

Gaza gelen bir amca, bu yarışta ben de varım edasıyla bir koşup atladı ki görmeliydiniz.... tabi biz başladık iyice kikirdemeye.. efendim 4 kişi kol kola atlamalar, 2 kişi havada çak yapıp suya düşmeler, break dance yapıp suya düşmeler, hawada ossurup suya düşmeler (kahkah :) yok artık şakaa...) ve daha neler neler.. sonra ben tutturdum iskelede halay çekelim diyee!? Nihanım daha aklı selim ama o da ikna oldu.. millet beyaz bikinisiyle kasıla dursun, biz başladık iskelede 4 kişi güpegündüz halay çekmeye!? halay başı en önde, sırasıyla iskelesi biten çoof denize düşüyor! allahım ne mizansen! şimdi bile düşününce fena oluyorum ...

ah keşke herşey bu halayla bitseydi ama bitmedi. ben koşar adım dedimki; "cihanım! aklıma züper bir fikir geldi! Sen şimdi böyle iskelede ayakta dur... romantik buğulu bi hawa takin, düşünceli düşünceli uzaklara bak.. bende geriden koşup koşup, kafamla senin götüne toslayayım, sende denize düş... naaasil???" ya inanmicaksiniz amaaa uzun zamandır hasretini çektiğimiz bir fikre kavuşmuşuz gibi nasıl coşkuyla karşıladık bu super saçma fikriii... offf... bu garibim cihan bir keyif iskelenin ucundaki pozisyonunu aldı. bende böyle 15 metre felan geriye gittim, gövdemi öne doğru eğdim ve başladım öküz gibi koşmaya... koştum, koştum, bir koydum cihana, cihan aay diye uyduruk bir şaşırmayla denize düştü... ama ben, abi yemin ediyorum hani çizgi filmlerde olur ya böyle, nasıl sersemlediysem kafamın üstünde kuşlar dört dönüyor (meğer o harika bir tasvirmiş!)... ben popo diye çocuğun kuyruk sokumuna koyunca kafayı dünyam karardı. Nihan telaşla esvanım iyi misin diye koşuverdi yanıma, benim kafa zonk zonk zonk... (yani düşünsenize iş ciddileşse acile felan gidilse, doktor diyecek anlatın ne oldu... lan ne anlatıcan :)ekikik) bu arada cihan da denizden çıktı, esvan abla iyi misin dedi.... fena haldeyim... iki elim kafamı tutuyorum. zonk zonk............... Sonra -korkmayın- nasıl olduysa ben bir anda iyi oldum.

Futbol izleyenler bilir; mesela çok acayip bir pozisyon olur, futbolcu insan efsane düşer ve başlar yerlerde kıvranmaya... lan dersiniz içinizden gitti herif... sonra bu aynı futbolcu bir anda ve kendi kendine iyileşir. yerden kalktığı gibi koşmaya başlar... işte bana da aynısı oldu! anacım ben bir anda iyileştim ve kalktığım gibi
eskisinden de dana
başladım iskelede depar atmaya...
(şiirsel bitiş..)

Perşembe, Mart 05, 2009

Kusmak dedigin eylem...

Kusmak denilen eylemden bir insan ewladi ne kadar çok ani biriktirebilir..? yani anoreksiya felan gibi sosyolojik baskilar ve zayifliklar sonucu oluşan kusmalar değil tabi burda bahsetmek istediğim... çok içince, çok yiyince, çok virajli yollarda vs gibi durumlarda kusmak elinizde degildir ya hani, bu tip hadiselerden bahsediyorum. itiraf etmeliyim çok anim war... bunu neresi güzel diye düşünenler bu acayip yazıyı cidden okumasinlar... bir keresinde bir kusma anımı, öyle hakikatli anlattimki yemin ediyorum arkadaşım dinlerken kusuyordu...

herneyse... sene 2002, Ankarada'yim, armada alışveriş merkezi yeni açılmış. biz nihanımla dedikki, hafta içi mafta içi armada da buluşalım, sinemaya gidelim... neyse ben şimdikine göre neredeyse 10 kilo daha zayıf olmama ragmen diyetteyim ve gayet acım. ha bu arada çok yeni almanya işgezisinden dönmüşüz ve gelirken şarap getirmişiz, işyerinde 3 hatun, 18'den sonra millet gitsin de açıp şarabımızı içelim 1saat felan takılalım demişiz... bu önemli 2 veriyi okuyucuya wermenin huzuruyla dewam edeyim; özetle boş mideye neredeyse yarım şişe şarabı içince tabi ben gayet bi güzelleştim, armada çok güzel, nefret ettigim butun avm'ler cok guzel modundayım. derken nihanım aradı ve dediki s1'im ben gecikecem sen yemegini ye... anam ben zaten ölüyorum açlıktan! salla dedim diyeti miyeti, çıktım armada nın en üst katına, kendime nefis karışık bi kumpir (diger onemli veridir okuyucu çok dikkaaat) ısmarladım. happuru happuru bi güzel mideye indirdiiim :)) derken nihanım geldi biz sinemaya girdik... ilk yari, 10dk ara, derken oldu ikinci yarı, bu arada filmde nasil heyecanlı geberiyoruz; minoriyt report... derken derken ben boyle bi isinmaya basladim ve ayni zamanda soguk soguk terlemeye... fakat filme oyle konsantreyimki bu his beni dürtsede filmi izlemeye devam ediyorum :) baktım olacak gibi degil, 1az kendimi dinledim, o da ne?! ben resmen kusacak gibiyim... ama aynı anda mantıksızda geldi bu fikir, çok mantıksız, insan hiç sinemada kusar mi? başka neyin belirtisi olabilir bu diye ben başladım düşünmeye... bu esnada içimden yukarıya doğru, boyle sicak sicak volkanlar yukseliyor sanki... patladim patlicam... derken birdenbire ağzım doldu! çok özür dilerim okucuyu ama yemin ederim ağzım boyle bir anda doluwerdi, we ben aynı milisaniyede bu ne lan?! yutsam keşke! diye düşündümm :) feci bi durum... tabi ne mümkün, yawaşça öne eğildim ve uu diye minik bi ses eşliğinde iki avcuma birden çıkarttım (kustum diyemicem, sanki ağzımda tuttuğum bişeyi birakiyomuş gibi sankindim...) aninda ellerim ısındı, ilk hatırladığım bu. tabi nasil bir volkan patlamasıysa, iki avcum doldu, lavlar taşıyo, taşanlar da hafif hafif yere düşüyöö, bunların hepsi sanki 1-2 saniyede oldu :) ben tabi iki avcum birleşmiş, bu sıcak kusmuğu naapsam diye bir an düşündüm, böyle önümdeki seyircilerle felan paylaştığımı düşündüm, değerli birşeyi avuç avuç atiyormuşum gibii keh kehh... insanlarin elleri hawada, bana! bana! diye birbirlerini yiyorlar.. neyse bu kusmuk fantazisi bi yana; ben tabi direkt oturduğum koltuğun altına doğru attırdım bu kusmukları. nihan tabi direkt şokta!?! eswanım naaptın ya dedi çok sessizce... kızacak ama şaşkınlığı ağır basıyor... dur dur dedi bir yandan elini attı çantasına. ben o esnada yanımda oturan amcayı merak ettim, sinemada full anasını satiyim diye soyleniyorum bi yandan... neyse eskisi gibi oturma pozisyonumu aldım, boyle at gibi önüme bakıyorum, yandan yandanda amcayı kesiyorum, anaa, ne göreyim, amca hiç1şey olmamış gibi filmini izliyo! bana hiç bakmıyo.. hiç tepki yok.. sonra gözlerimi amcadan alıp yeniden perdeye baktim, off allah kahretsin, fiilm kaçıyo :)) neyse bu esnada nihanım sağolsun selpak peçete felan çıkardı, elime tutuşturdu, ben başladım silinmeye.. sonra buram buram ekşi bi koku yayıldı, belkide çoktan yayılmıştıda ben şoktan ancak alabilmiştim.... küfrediyorum tabi, kokma ya kokmaaaaa! belli olacak... neyse nihanim yine hizir gibi yetişti ve kolonyali mendil çıkardı bilmek isterseniz. kokular iyice birbirine karıştı, ben ellerimi, ağzımı yüzümü temizledim bi güseel we ohh amaaaan bir rahatladımki sormayın. filme dewam... nihan da şoku atlattı ve filme döndü... anacim film bitip etraf aydınlandığında bizi görmeniz gerek.. neyse bu kısmı da okuyucunun hayaline bırakıyorum we başka bir anıma geçiyorum...

sene 2004, filipinlere dalışa gittik. hayatımdaki en çılgın girişim... bu arada filipinler yolculuğunu da ayrıca anlatmam gerek ziiiira o da ayrı bir komedi.. neyse biz kusmuklu kısmına dönelim.. şincik, dewamlı yağmur yağmasından mutewellit, aşşağıda görüş oldukça kötüleştiğiinden biz dalgıçlar bir parça cıvıdık, erken yat erken kalk, alkol alma gibi kurallari ihlal ettik.. free shop tan aldığımız rakı ları bi güzel içtik... içtik ama ertesi gün sabah apo island a gidecez diye de tutturduk.. bir dalga war kıyamet gibi, bir yandan da yağmur yağıyor... fotodaki gibi super acayip teknelerle biz neredeyse bi saat yol gittik. benim mide malum hassas; şöyle açıklayayım: eğer dalgali denizde kusulacaksa, o teknede ilk kusan hep ben olurum.. tabi dalış yapacağımız yere warmaya yakın ben yine iyi dayandim canım! modunda başladım bi gusel kusmaya :)) sabah kahvaltimi aynen denize döküyorum, aslında ne yazıkki tamda denize kusamiyorum, malum deli gibi dalga var, şimdi ben tam aşşağıya doğru kusuyorken, dalga tekneyi beşik gibi sallayınca resmen kusmuklarım teknenin içine dökülüyor... bu rezillik, tekne ile deniz arasında kusmalarım, bitince ben bi rahatladım... bu esnada dalış yapacağımız yerdeyiz ve boğaç hocam sağolsun bana sordu: s1 iyi misin? s1: iyiyim hocam! rahatladım resmen.. boğaç hoca: dalış yapabilecek misin? s1: tabi tabi, çok iyiyim, yaparım... tabi ben bi guzel ekipmanlar ws kuşandım, kuşandığım gibi atladım denize, ooh deniz ılık, bir yandan yağmur yagiyor.. teknede olmamak, sallanmamak iyi geldi, oh dedim.. hazır mıyız diye soruldu, hazırız, işaretlerimizi werdik, baş parmak aşşağıya, puufff BC deki hawalar söndürüldü, su altındayız... ben tabi oh mutluyum... tek kötü şey ağzımın tadı, ama onuda görmezden geliyorum.. dalış devam ederken bi süre sonra kendimi kötü hissetmeye başladım, 10mt aşşağıdayız ama resmen kusacak gibiyim... derkeen :)) mups ı ağzımdan çıkardım, böööegh diye bi güzel filipinler apo island açıklarında 10-15mt aşşaağıda ben başladım kusmayaaa :)) birkaç balık felan geldi, (abi iyi misin dediler ehehehe) anam kusmukları yiyolar.. ben tabi kusunca nefessizde kalıyorum, malum denizin altindayiz, biraz kusuyorum, sonra mups ı ağzıma götürüp nefes alıyorum aynı anda yeniden kusmam gerekiyor, ve mupsı çıkarıyorum, hawasız kalıyorum ama kusabiliyorum, kusuyorum, sonra yeniden oksijen gerekiyor. allahtan sakinim, salak bi dalgıç olsam, yukarı felan fırlamak istesem bayaa kötü şeyler olabilir... neyse boğaç hoca yanıma geldi, gözlerime baktı, hiç unutmuyorum, ben soğukkanlı olmaya uğraşıyorum ama bir yandan da kesinlikle aşşağısı beni çok bastı, yukarı işareti yaptım, ok dedi, kalanlara siz devam biz yukarıya çıkıyoruz yaptı el işaretleriyle, bana da çok sakince hadi dedi, biz yawaş yawaş, oyalana oyalana yukarı çıktık. Çıkınca ağladım, moralim çok bozuldu ve korkmuştum...

neyse şimdi bi arkadaşımın kusmuk anısını paylaşmak istiyorum. deminki gibi yine gözyaşıyla bitiyo ama inanın bana bu sefer gülmekten!

Efendim yazları biz yalıkentte takılırdık, iskenderun'da sahil şeridinden gidersen 30 km sonra arsuz'a varırsın, ama 30 km değilde 10 km gideyim dersen yalıkente warırsın.. işte biz bütün yaz ordayız... neyse yalıkentte bi yaz akşamı, biz bi güsel içtik, we standart uygulama arsuz'un yolunu tuttuk. şimdi adını hatırlayamadığım o bara gidiyoruz.. mekanı şöyle özetleyeyim, uzuuun bir dikdörtgen, pist ortada, bi kısa kenarda tuwaletler war, biz diğer kısa kenarın olduğu tarafta her zamanki yerimizde dikilmeye başladık. neyse benim bu super salak arkadaşım dediki esvoş ya ben çok fenayım, kusacam! iyi dedik hadi tuwalete... yuruyoruz ama yol nerden baksan 5km gibi geliyo bana... yürüyoruz ama sanki ağır çekimde astronot gibi yürüyoruz, biz tabi 3 adım bile atamadan seninki puuh dedi (ama Winnie The Pooh un söylenişinde olduğu gibi manasız, sempatik ve elegant bi kibarlıktaa) hatuun kustuuuu... ben başladım gülmeye, neyse bu tamam tamam dedi biz yine başladık yürümeye, 3 adım attık, yine pooh, bu aynı hızla toparlanıyor, 3 adım daha atıyoruz, yine winnie the pooh... duruyoruz, böyle böyle, minik ama insanlık için dev kusmuklarla ilerledik... ben devamlı gülüyorum tabi, dedimki artik dönüşte kaybolmayız, kusmuklara baka baka döneriz ahahhah.. anacim neyse biz o 5 km yolu poohlaya poohlaya yürüdük, ben diyorumki lan hepsini kustu işte daha niye wc ye gidiyoruz?! ... neyse wc ye warmamızla bir anda şok şok ŞOK!!! o winnie the pooh kibarlığıı puuuf... yok olduuu, bizim kız size yemin ediyorum okur, winnie de böööööögghh diye bir koydu kusmuuuuu :)) gerzek ne lawaboya denk getirdi, ne boş bi wc ye girip yaptı bunu! öyleceee orta yere!! tabi içerde pozisyon alamayan, açık ayakkabı giymiş, aynada kendine bakip daha nereme makyaj yapsam diye bakinan kizlarimiiiiziin yaşadığı şoook anı ve aninda ayaklarina bakmalariii... görülmeye değerdi.. :)))) ben resmen şoka girdim... yerde belli belirsiz kıpraşan o kusmuklu ayak parmaklarına bakiyorum... nasıl gülmeye başladııım, gülmek değil bu bildiğiniz kişniyoruum, feciii komiiikkkkk.... kusmanin bile bir adabi vardir yani, dimi ama? insan girer girmez kusar mı ya mekana... özetle, "Winnie" sempatikliğinde başlayıp, elektro gitar we ağır rock müzik eşliğindeee The Böööööööööööeeeeeeeeghhh diye tamamlanınca hikayeeee, gözünüzden yaş geliyii.. ;)

iskenderun'dan taşındıkan çooook sonra yeniden iskenderun'a gittim, pınar'larda kalacam, we tabii aşkım sağolsun beni unutamayacağım bi şekilde ağırladı... en sewdiğim yemeklerden yedim, yedim, yedim... bu arada sinemada kusmuk anımda çok taze ve güle güle bunu anlatıyorum, anı çok tuttu, istek yapılıyor, tekrar tekrar anlatıyorum... we ben o kadar çok yedimki o tatilde, artik en son gideceğim gün -adanaya otobüsle geçecem- lan dedimki istermisiniz otobüste kusayım! feci komik geldi tabi bu bize, kikirdiyoruz. neyse sewgili okur, baştan söyleyeyim korkma, otobüste kusmadım (biliyorum bana bu yakışırdı ama..) kusmasamda benim otobüste kusma fikrim öyle komiktiki kusmuşum gibi eğlendik... neyse ben yine kendimi yokluyorum, yaa midem felan bi fenayım. ama kusacak kadar yemis olamam! diye düsünüyor, daha çok bu durumu kendime yediremiyorum. şöyle ewden çıkmadan 5 dk önce ben başladım kıwranmaya. sonunda, itiraf ediyorum ben kusacam galiba dedim we tuwaletin yolunu tuttum. veee bi guseeel kustum! pınar resmen daaaaaldı gülmekten.. o, şen kahkasıyla ewi çınlata dursun, ben çok yemekten kustuğuma mı, kustuğum dolmaya mı kebaba mı yanayım... sonra geç kalıyoruz hadi hadi ler eşliğinde biz otobüsün yolunu tuttuk ama arabada dewamlı ya otobüste kussaydım diye düsleyip düsleyip kikirdedik... otobüsteki muhtemel yöre insanlarının bana werecekleri tepkileri düsündük; laaimee! naaptiiiin?????!

sene 2007, yer fethiye ölüdeniz, her manyak türk genci gibi yamaç paraşütü yapacaz! diye tutturduk. şimdi bu yamaç paraşütündeki en korkunç anın dağın tepesinden koşup koşup atlamak olduğunu sananlara bir uyarı: evet o an gerçekten korkunç, ama kimsenin bahsetmediği bir an daha war -ki o daaaa bu dağın yolu... Yahu Hasan Dağı'ydı sanırım, anacım bir kamyon gibi bişeye bizi bindirdiler, git git bitmiyor yol. döne döneee, kıwrıla kıwrıla yılan gibi bu dağı çıkıyorsun, zaten uçurum tarafındaki tekerler sanki yola tutunmuyorda hawada gidiyor... benim mide oldu allak bullak. zaten binerken bizi uyarmışlardı, mideniz hassassa kusarsınız diye. ben mesaji almış, sorumlu bi watandaş olarak direkt cebime torbamı sıkıştırdım tabi... dağın tepesine wardık, resmen bitik durumdayım. bu arada rüzgarı bekliyoruz, efendim yeterli rüzgar yokmuş... war sanıp çakılmasak bari diyorum... resmen dizlerim titriyo, koşup koşup kendimizi boşluğa bırakacaz... eğitmenlerden biri hadiii diyo, diğeri yok yok rüzgar yeterli değil ! felan diyooo???? uleeeyn diyorum şaka mı buuuu, daha bilimsel bir ölçümü vardııır herhal! neyse meğer şaka yapıyolarmış -kehkeh ne komik- plastikten birşey war, ruzgar onu kaldiracak kadar guçlenirse atlayışı yapabilecekmişiz.... bi yandan benim mide ekşiyo... bekleyişteki gerilim devam ediyor... gerçi atlamıyorum diyip wazgeçseeem, bu manyak dağdan nasil ineceem? neyse ruzgar sonunda güçlendi ve ben dağdan o kamyonla inmektenseeee diye düsünüp, koşuup koşuup kendimi boşluğa bırakıverdim. neyse sevgili okur, farkındaysan buraya kadar halen kusmadım... hawada süzülüyoruz... oh oh oh manzaranın, güneşin, rüzgarın keyfini çıkartıyorum, derken bi takım salvosal hareketler yaptık, tüm sınırları zorlayan bu hawa akımı, aynen mideme saplandı. bu arada hawaya kussam ne bozulur ama hoca diye düsünüyorum, cunku bana kusan ogrencilerinin anilarini anlatip gayet kibarca uyardi; yok efendim şöyle dikkatli kus, böyle yap, daha önce hawadayken kusan biri olmuş, oyle rezil kusmuşki, brandayı saatlerce yıkaması gerekmiş :P felanda filan... neyse ben cebimden inanilmaz bir kıwraklıkla torbamı çıkardım ve (winnie the) pooh diye kibarca bir lokma çıkartıwerdim, o kadar. öyle narin kuşmuşumki hoca aaa sen kustun mu dedi?! bendeki zerafeti warın siz düşünün... Bu arada bunun hawadaki ilk kusma deneyimim oldugunu düsünüyorsaniz gayet yaniliyorsunuz. hawadaki ilk kusmam bir helikopterde ve gayet öğürtüler içinde olmuştu. pek zarif degildim anlayacaginiz ve şimdilik bu konuya girmeye hiç niyetim yok.

Perşembe, Kasım 20, 2008

Kankinizi rezil etmek

Bu yazıyı sanıyorum 2006 gibi kaleme aldım; 2000'lerde yaşanmış ve Nihanımı rezil ettiğim super saçma bir animizdir... Hiçbir kelimesini değiştirmeden aynen paylaşmak istedim :) buyrun:


Kankinizi rezil etmek

İşe yeni girmişiz. Çoğu arkadaşım bankacı olmuş. Benim kanki de binbir sinaw ve mulakattan sonra girdigi bankasinda MT veya yonetici yardimcisi dedigimiz pozisyonda, basina geleceklerden habersiz çalisiyor, sene 2000 ciwari. Ben de pazarlama dept.da, ne iş olsa yaparım hevesi ve salak bi gulumseme ile çalışmaktayim. Çok gururluyuz; bambaska bir donem baslamis, masamiz, bilgisayar ımız olmus. Bize kartvizit basilmis; direk tel hatlarımız bile var.

Nerden çıktığını hatırlamadıgım bir geyige sardirdik. Burdan anlatmasi oldukça zor olan, adeta bir yaratigin konusmasina benzeyen, çatalli, bogurmeyi gerektirecek agirlikta ama bir okadar da gerzek bir konusma turu. Oyle konusup, guluyoruz. (bkz. Ciwikken komik gelen esprikler) Arada bir, birbirimizi arıyor, telefondaki ilk birkaç repliği bu tondan yapıyoruz, çok komigiz... belki de degiliz ama bas kaldiriyoruz. Gun içersinde bu konusmalarla nefes alıyoruz, sıkıcı masabaşına bir haykiris.. Sonra nefesimizi tutup tekrar dalicaz işe... ne var lan komiiiiiz işte!

Gunlerden iş gunu diye tabir edilen -diyebilirim ki en sıkıcı degilsede onun bir alti olan- bir gun, kankimi direkt hattindan ariyorum. Sesimi duzenliyor, o en yaratik halime burunuyorum. Bir kiz ewladindan yok çikmaz demeyin, çikiyor, böğürüyorum resmen: Alo? Karsiliginda bi urkek alo aliyorum, hah diyorum, nefss, çok komiiim, dewam... ben yine en ucubesinden bi Alo Kaptan? –ha bi de 11imize kaptan diyoruz o aralar-... Ses, buyrun diyor... Lan ne buyrun u? Bu benim kanki degil...! aha diyorum sıçtık lan kim bu.. hiih kankiyi de rezil ettik. Napicam? Bi isinma isiniyorum ki... yaniyorum. oss-oys ekolunden gelmis, en onemlisi hayata çoktan seçmeli bir durus takınmış biri olarak, resmen 2 seçenek beliriyor kafamda:
1) Telefonu hemen kapa!
2) Bu tondan dewam et, bi anormallik yokmus gibi yap.
Ben nedense ilk aklima geleni (1) degil, gidip 2 yi seçiyorum! Lan 2 seçilir mi? Ve 1sn.lik duraksamadan sonra diyorum ki –demiyorum yine boguruyorum: “iyi gunler, nihanla gorusucektim?” karsidaki ses duruyor, duruyoruz. Sessizlik oluyor. Yok boyle bisiy cunku... Aha diyorum siçtik, simdi mi kapasam lan, yok artık çok geç. Sonra sessizligi bozan o cumleleri duyuyorum: ee, nihan hanim su an disarda, yani bankada degil. Kim ariyodu? –Nerde bu kiz yaa- ben ayni tondan tesekkur ediyorum, daha sonra aricaami belirtip iyi gunler diliyorum. Sanane lan kimse kim. Kapa. Ses, nihan hanim dedi ya, kizi rezil ettik. Dagiliyorum ama tabi tel.u kapatinca, guluyorum, kisnemek, kisnemek, yerlerde yuwarlanmak istiyorum ama is yerindeyim we kiyafetimde hiç uygun degil. Kizi rezil ettim, dewamli bunu dusunuyorum. Hadi benim kim oldugum belli degil, ama ya o. Hemen cebinden arayip haber vermeliyim. Dönünce mutlaka hesap soracaklar; Direkt hatti werdik, bu ne sorumsuzluk? diyecekler. Yok, uyarmaliyim. Çabuk..

O ciwik ciwelek halimle, cebinden ariyorum. Alo diyor ses, oh, hele sukur nihanim diyorum içimden, we yine en yaratik halimle: Alo nihanim? Diyorum. –bi Uzatma dimi.. hem boguren bi genç kiz, komik mi.. bi de masa werdik oturttuk seni is yerinde, allah belani versin, çik git lan..- İste tam o sirada butun gokyuzu karariyor, alacakaranlik kusagi gibi! o ses kulagimda çinliyor, “eeee, nihan hanim yok su an yerinde, eee .. disarda, kim ariyodu?” Lan ayni ses! Aynı ses! deminki ses! Kim lan bu karı! nebuya, bela misin lan basima... Ben tabi çaresiz, ayni gulyabani tonla kadina: allah belanizi wersin diyorum we ekliyorum, eee, ben arkadasiyim, tekrar ararim, iyi gunler. Çat kapa. Şoktayim. Yawaş yawaş yine gewrek bi gulumseme yayiliyor yuzume... feci komik.

Tabi, nihanim 15 dk kadar sonra beni gulerek aradi: lan S1, allaa belani wermesin lan rezil ettin beni burda! Ettim dimi hihohaha. O abla demis ki; nihancim seni s1 diye bir yaratik aradi. Oh, hele sukur, dinleyiciye bu hissi verebilmenin huzuru kapliyor her yanimi. Benim ismimi, bir harf ve bir rakamla ozetleyebildigi için cep tel.una oyle kaydetmiş olan canim nihanimin telefonunu, o gun açan, we o inanilmazz sesi 2.kez duyan, o bankaci kadinla, seneler sonra tanistik. S1, Neriman abla, neriman abla, Iste o yaratik! ** Ah ulan, az bile yarattik...
Related Posts with Thumbnails

en çok okunan top10 şaheser